Ayse Nur 的个人资料biras grçk biras rüya...日志列表留言簿更多 ![]() | 帮助 |
biras grçk biras rüya...hiçbişi için keşke demiorm herşey için iikilerim war... |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
5月10日 ÖZEL ALAN!5月8日 KIL BENİ EY NAMAZ!
Sabah Namazı
Vakit seher… Ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere. Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor. Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin. Hatırla ki, unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı. Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı. Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi. Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini. Ete kemiğe bürüdü ruhunu. Gülden tebessümler giydirdi yüzüne. Şimdi seher vakti. Göz kapaklarının ardından kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere. Aç kalbini Rabbine. Uyan. Uyan, yan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. Güneş ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel. Herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini herkesin O’nu unuttuğu anda ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin[asm]. Şimdi sabah! Şimdi sabah namazı vakti...
Öğle Namazı
Vakit öğle. Gün ortası. Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var! Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey. Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak. Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin! Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda.. Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada. Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce.. Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine... Vakit öğle... O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır. Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!
İkindi Namazı vakit ikindi.. gün ihtiyarladı, güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi,. ayrılığı söylüyor hece hece...hüzün renkli bulutlar sardı göğü, zevale doğru akıyor ışıklar, devriliyor zaman, hatırla ki sen de şimdi bir ömrün ikindisine doğru yürüyorsun, tenin soluyor,gözlerinin feri çekiliyor, yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlanıyorsun, öbür kıyısındasın artık nehrin.. bundan sonra vaadi yok sana zamanın, bundan sonra yeni bir vaadi yok sana hayatın.. yokuş aşağı akıyor kalbin,şimdi vakit ikindi.. kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları, tutnacak dal arıyor gibisin zamana karşı, zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde, gün daha kısa geliyor artık.. yemin olsun ki ikindi vaktine hüsrandadır insan şimdi anlıyorsun.. yokuş aşağı akıyorsun dalından kopuyorsun, hoyrat bir rüzgar artık zaman.. geriye kalan ancak iman,şimdi ikindi vakti,secdeye koy alnını eğil zamanın sahibinin önünde,ona konuş.. onunla konuş.. fısılda dualarını sonsuzluğa tutun hece hece.. şimdi vakit ikindi, şimdi ikindi namazı vakti..
Akşam Namazı
Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor. Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O’nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti…
Yatsı Namazı
Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme. Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan. Gül soldu, gün soldu. Göğe yöneldi gözler. Hatırla ki, Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın. Bir adın kalacak geriye. Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak. Şimdi gece… Sabaha çok var. Işık uzaklarda. Yokluğun gecesinde, adın bile unutulmuşken, kimden meded umarsın sor kendine? Kim Sana hayat vermişse, kurumuş kemikleri toplayıp dirilten de O elbette. Söyle kendine. Söyle kendine ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece, Sen de herkesin unut, O’nu hatırla. Söyle kendine ki, çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece, Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan. Şimdi yatsı zamanı vakti... 4月27日 nefsKim Allah;a sahip o neden mahrum; Kim Allahtan mahrum o neye sahip? DİKKATLİ OL DÜNYA HAYATI GEÇİCİDİR
(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı (KUR'AN) oku ve namaz kIl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kِötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüًğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir. ANKEBÜT SÜRESİ 45
EY NEFSİM Ey nefsim, kendi gerçeğinle yüzleşmeye hazır mısın?Hesaptan önce hesap vermeye ne dersin?Halkın sevgisini ararken, Allah’ın nefretinden emin misin? Kendine karşı sadakatini kaybetme... Elest bezmindeki ahd-ü misakını unutma... Ey kendi başına buyruk nefsim! Sevdaların, korkuların, kaygıların?!Evet biraz açar mısın?Kalp ritmini zorlayan heyecanlarından bahsetsene!Hangi limana demir attın? Göze gireyim derken, gözden düştüğünün farkında değilsin...Övünmek ve saygınlık kazanmak için bu ne hırs?Kendini beğenen nefsim şöyle demen gerekmiyor mu? “RABBİM BENİ BANA BEĞENDİRME.”Bilmediklerine “ben bilirim” demekten vazgeçmeyecek misin?Hala “bilmiyorum” demeyi bir nakısa olarak mı göreceksin? NEFSİM! Kitab’a karşı neden soğuksun?Namaza neden ağırsın?Kardeşlerine niçin mesafelisin?Aktüaliteye meraklı, Ahiret’e duyarsızsın...Hangi kulvarda geziniyorsun?Başını almış nereye gidiyorsun? Ne zaman samimi olacaksın...Riya ile kendine zulmetme...Toplum içinde kıldığın namaz ile yalnız iken kıldığın namaz arasındaki farkı nasıl izah edeceksin? Nefsim! Rabb’imin “Feveylun” dediğini duymuş olman lazım...Namazında kendine yazık etme...riya bulaşan namaz başına bela olmasın... Okuduğun Kur-an sana zulmetmesin...Nice Kur-an okuyanlar var ki, Kur-an onlara lanet eder.Bunu biliyorsun. Ey kendine zulmeden nefsim! Günah işlemekte ne kadar cesursun...Ateşe dayanma gücünü nerden alıyorsun? Nefsim ebedi ve ezeli düşmanına, şeytana açık veriyorsun...Düşmanını küçümsüyorsun... Nefsim! Niçin susuyorsun?Çünkü suçlusun...Haydi itiraf et...Dönsene...Gel tevbeye... Ey nefsim hala kendini temize çıkarmaya devam edecek misin?Oysa Hz. Yusuf Nebi şöyle diyordu: “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum.” Yusuf’un yapmadığı tezkiyeyi yapıyorsun. Bak dinle Kur-an ne diyor: “Nefislerinize tezkiye etmeyiniz.” (Necm- 32) Ey nefsim! Kendini güvende mi hissediyorsun?Oysa Hz. Muhammed (s.a.v), kızı Fatıma’ya güvence vermemişti... “Kızım Fatıma nefsini ateşten koru, kıyamet günü senin için elimden bir şey gelmez.” Yoksa kimsenin bilmediği güvencelerin mi var? Hz. Muhammed’in kızına vermediği garantiyi sana veren mi var?Nefsim topraktan geldiğini unutmuş gibisin...Azrail ile randevunu erteledin mi yoksa? Ey yaşam hırsı ile sersem hırsım! Hz. Muhammed’den geriye kalan neydi? Nefsim! Mutmain misin? Samimi misin? Haydi rabbine dön!Sen dönmek istemesende dönüş O’nadır...Sen Rabb’inden?Rabb’in senden razımı? Uyarıya muhtaç nefsim, kendini müstağni görme...Yoksa samimiyetsizliğini gizlemek için mi samimiyet edebiyatı yapıyorsun.? EY NEFSİM! HALİS OL Kİ, HALAS BULASIN!..
.BAŞÖRTÜMÜZ BATMAKTA REZİLİN GÖZÜNE ACIRIM TÜKRÜĞE BİLLAHİ TÜKÜRSEM YÜZÜNE
3月22日 DİKKATT!!!;)
NE DÜŞÜNCELİ İNSANLAR WAR...HARİKA...
3月15日 ----->>>bir agacın kökleri ne kadar kuwwetliyse we ne kadar topraga sarıldıysa agaçta o kadar güçlü we sebatli olur! fırtınalar kopsa bile agaç sarsılmaz!sonbaharlarda yapraklar yere düsse bile ilkbaharın baslamasıyla agaç yesillenir yine!yaprakların yere düsmesi bir eksilme olarak görülür bazen;ama aslında bir yenileme,bir degisim olarak görülmeli!hayattta öyle deilmidir?neler yasanır neler görülür nelerle karsılasılır kimler gelir gelenlerden kimler kalır?bazen en çok deger werdiin kisiler gider!karlar kıslar sadce bir iki agacı etkilemez onun dısında hersei etkiler!durmadan bir degisim içinde yasanır!insan bazı seyleri elde etmek için bazı seyleri terk etmek zorunda kalır!ne sewgiler büyütür insan içinde!kimi zaman sewgisine karsılık bulur,kimi zaman yalnıslıkla bogusur .hayat kim için kolay ki?herkese farklı sekillerde sunuor zorluklarını... SÜPER ÖTESİ ÇOK MÜTHİŞ BŞY .... BU KADAR SEWEBiLiRMiSiNiZ??? Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak Cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında aldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam "hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak.... kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul Etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev Gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "sen istersin de ben hiç Hayır diyebilir miyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçiyi... Kaç para olursa olsun! ,burası bizimdir artık...." sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar Mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu Neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı Ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..." Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "senin için Ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil Döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının Birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "o, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...." "sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla Suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı Hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı Gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu Alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle... İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin Böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin Alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir Saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre Sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs! Durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi... gözlerinden akan yaşları Durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu Kutuda. İlk kağıtta, "lütfen bütün notları Sırayla oku bir tanem" Â diyordu... Sırayla okudu; "seni çok sevdim"ğru söylediğini bilirdim." "fakat benim için ölmeni istemedim" "şimdi bana söz vermeni istiyorum." "benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: "sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...." 3月14日 ANLAYANA...Daha henüz 18 yaşındaydı, ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmış, dert içinde eve kapanmıştı. Sokaga çıkmıyordu. Annesi... Bir de kendisi... O kadardı bütün hayatı...Bir gün fena halde bunaldı, dayanamadı, attı kendini sokağa. Bir yığın vitrinin önünden geçti. 3月13日 WARMI BÖLE BŞY YA TAM SÜPER YANİ;) ÖLMEYEN SEWGI Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koSarak geldi... Gözleri Söyle bir sahilde gezindi, aradıGını göremeyince ilk gördügü banka oturup sevdigini beklemeye basladı. Ellerinde her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdigi çiçekler bunlardı. Kırmızı , kıpkırmızı, kan kırmızısı güller... Sanki dalından yeni koparılmıs gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, ask kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller... Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki aglıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konusuyormus gibi, "Neden aglıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi. Az sonra sevdigini görecegi için kalbi yine deli gibi atmaya baslamıstı. Ne zaman onu düsünse, onunla bulusacagını hayal etse kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmıs gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine ragmen ikiside sevgisinden hiç bir sey kaybetmemisti.. Onları hiç bir sey ayıramazdı... Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm... Genç adam telasla saatine baktı. Sevdigi yine geç kalmıstı, 1 dakika geç kalmıstı. Üstelik o, sevdigini bekletmemek için dakikalarca önce kosarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdigi her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmus diye düsündü... Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdigi kıza karsı olan askı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluga uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında söyleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdigine açmıs, sonrada gidip iki yüzük almıstı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alısmıstı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düsündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaslı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her sey bu kadar güzelken neden aglıyorlardı ki? ıste az sonra sevdigi gelecek, ona sarılacak, kucaklasacaklardı... Sonra söz yüzüklerini takıp, evlilige ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdigine kavusmak için can atıyordu... Martılara baktı, birbirleriyle oynasıp, uçusan martılara... Ne kadar güzel dans ediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endiselenmeye baslamıstı. Sevgilisi yine geç kalmıstı, hem de çok... Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. ıste her gün burada bulusmak için sözlesmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattıgı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemisti yine??... Aklına kötü düsünceler gelmeye basladı. Hayır.. hayır.. olamazdı. Sevdigine bir sey olamazdı. Onsuz hayat yasanmazdı ki... O ölse bile devamlı benimle yasar diye düsündü genç adam. Bunun düsüncesi bile hos degildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaslarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya basladı bakıslardan. Artık bıkmıstı... Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düsünmeye basladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdigini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yas güllerin üzerine damladı... Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı... Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermis olurdu... Genç adam ayaga kalktı. Sevdigiyle bulusmak üzere, yesil tepenin ardındaki kabristana dogru yürümeye basladı... 3月12日 ATEŞ SUYU SU ATEŞİ GÖRÜNCE NEDEN HEYCANLANIYO BİLİOMUSUNUZ????ATEŞ BİR GÜN SUYU GÖRMÜŞ YÜCE DAĞLARIN ARDINDA.SEWDALANMIŞ ONUN DALGALARINA...HIRÇIN HIRÇIN KAYALARA WURUŞUNA...YÜREĞİNDEKİ DURULUĞA...DEMİŞ Kİ SUYA:GEL SEWDALIM OL,HAYATIMA ANLAM WEREN MUCİZEM OL...SU DAYANAMAMIŞATEŞİN GÖZLERİNDEKİ SICAKLIĞA.'AL' DEMİŞ 'YÜREĞİM SANA ARMAĞAN ...SARILMIŞ ATAŞLE SU BİRBİRİNE SIKICA KOPMAMACASINA...ZAMANLA SU BUHAR,ATEŞ KÜL OLMAYA BAŞLAMIŞ.YA KENDİSİ YOK OLACAKMIŞ YA AŞKI...BAŞTAN ALINLARINA YAZILMIŞ OLAN KADERİDE YÜREĞİNDEKİ KADERİDE ALIP GİTMİŞ UZAK DİYARLARA SU...ATEŞ KIZMIŞ ,YAKMIŞ ORMANLARI ...ARAMIŞ SUYU DİYARLAR BOYU ,GÜNLER BOYU ,GECELER BOYU...BİR GÜN GELMİŞ SUYA WARMIŞ YOLU.BAKMIŞ O DURU GÖZLERİNE SUYUN ,BİRAZ HIRÇIN ...WE O AN ANLAMIŞ ;AŞKIN BAZEN GİTMEK OLDUĞUNU ...AMA GİTMENİN YİTİRMEK OLMADIĞINI .ATEŞ DURMUŞ...SUSMUŞŞ...SÖNMÜŞ AŞKIYLA...İŞTE OZAMANDAN BERİDİR Kİ :ATEŞ SUDAN ,SU ATEŞTEN KAÇAR OLMUŞ .ATEŞİN YÜREĞİNİ SADECE SU ,SUYUN YÜREĞİNİ SADECE ATEŞ ALIR OLMUŞ...... ÇOK TATLI BİŞY YORUMU SİZ YAPINKıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı... “Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı. “Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.” Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden 40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat. Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|