Ayse Nur 的个人资料biras grçk biras rüya...日志列表留言簿更多 工具 帮助

日志


3月22日

DİKKATT!!!;)

Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş. Pencerenin önüne
konmuş, bütün cesaretini toplamış, röfleli tüylerini kabartmış,
güzel durduğuna ikna olduktan sonra, küçük sevimli gagasıyla cama
vurmuş. Tık..... Tık......Tık....
Adam cama bakmış.Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş.
Meşgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç!
Heyacanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, deriiin
bir nefes almış şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış.
Hey adam!Ben seni seviyorum. Nedenini niçinini sorma. Uzun
zamandır seni izliyorum.Bugün cesaret buldum konuşmaya.Lütfen
pencereyi aç ve beni içeri al.Birlikte yaşayalım.
Adam birden parlamış: Yok daha neler? Durduk yerde sen de
nerden çıktın şimdi? Olmaz, alamam,demiş.Gerekçeside pek sersemceymiş:
Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mu?
Kırlangıç mahçup olmuş.Başını önüne eğmiş.Ama pes etmemiş,
bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş,gülümseyerek bir kez daha
şansını denemiş: Adam, adam!Hadi aç artık şu pencereni.Al beni
içeri! Ben sana dost olurum.Hiç canını sıkmam!
Adam kararlı, adam ısrarlı: Yok ,yok ben seni içeri alamam
demiş.Biraz da kaba mıymış, neymiş lafı kısa kesmiş.İşim gücüm var,
git başımdan. Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın penceresine
gelmiş: Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi
al beni içeri.Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım.Çünkü
ben ancak sıcakta yaşarım.Pişman olmazsın, seni eğlendirirm.
Birlikte yemek yeriz, bak hem de sen de yalnızsın' yanlızlığını paylaşırım, demiş.
BAZILARI GERÇEKLERİ DUYMAYI SEVMEZMİŞ! Adam bu yalnızlık
meselesine içerlemiş.Pek bir sinirlenmiş: Ben yalnızlığımdan
memnunum,demiş. Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş.Düpedüz kovmuş.
Kırlangıç , son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca,başını önüne eğmiş,
çekip gitmiş. Yine aradan zaman geçmiş.Adam, önce düşünmüş, sonra kendi
kendine itiraf etmiş:Hay benim akılsız başım; demiş.Ne kadar
aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk
fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki? Şimdi böyle
kös kös oturacağıma , keyifli vakit geçirirdik birlikte.
Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş.Yine de kendi
kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş: Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım
nasıl olsa yine gelir.Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim.
Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş.Gözü yollardaymış.
Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş.
Ama......
Onunki hiç görünmemiş.
Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna.
Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören
olmamış.Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş.Olanları anlatmış.
Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:
"KIRLANGIÇLARIN ÖMRÜ 6 AYDIR...."

HAYATTA BAZI FIRSATLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ ELİNİZE GEÇER VE DEĞERLENDİRMEZSENİZ UÇUP GİDER!
HAYATTA BAZI İNSANLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ KARŞINIZA
ÇIKAR;DEĞERİNİ BİLMEZSENİZ KAÇIP GİDERLER!
VE ASLA GERİ DÖNMEZLER!

Dikkatli olun....
Farkında olun.....
Ve bir düşünün bakalım;
Acaba siz bugüne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?

NE DÜŞÜNCELİ İNSANLAR WAR...HARİKA...

  •                           


Çok uzun yillar evli olan bir çiftin hikayesi bu.
Adam her evlilik yil dönümünde esine bir buket kirmizi Gül gönderir.
Bu taa ki adam ölünceye kadar devam eder Ve bir gün adam Ölür.
Cenaze töreni yapilir taziyeler dilenir ve,
kadin bir basina yillardir hayati paylastigi arkadasi esi sevgilisi olmadan evine döner.
Neredeyse hergün aglamakta ve onu düsünmektedir.
Gel zaman git zaman yine bir evlilik yil dönümünde kadin esine özlem duyarken kapisi çalinir.
Gider ve kapiyi açar ama kimsecikler yoktur sadece yerde bir buket kirmizi gül demeti durmaktadir.
Kadin heyecandan titremeye baslar ve demeti alir artik bayilmak üzeredir ,
ve demette bir not görür korkarak okumaya baslar
"Karicigim biliyorum bu senin için büyük ve saskinlik veren bir süpriz oldu ,
ama bilmeni isterim ki sen her zaman benim en yakin arkdasim dert ortagim ve asigim oldun.
Ölmekle seni sevmekten vazgeçmis degilim.
Sevgiler ve Mutlu bir hayat dilerim.
Lütfen hayati mutlu olarak yasa ve beni çok fazla düsünme.
Bu güller sana sen kabul ettigin müddetçe gelecek taa ki çiçekci seni evde bulamayana kadar,
o gün 5 kez gelecek ve eger sen hala yoksan anlayacak ki sen de benimle berabersin.
Seni hala çok seven Esin"
Kadin bunun kötü bir saka olacagini düsünerek hemen çiçekçiye telefoneder ve durumu sorar.
Çiçekci ona her seyi anlatir.Hanfendi esiniz size her sene bu güllerden gönderirdi ,
ve o bana eger bir gün ölürsem bu gülleri her sene ayni vakitte yine götürmemi söyledi
ve bunlarin ücretlerini de ta o zaman fazlasiyla ödedi.
Kadin telefonu neredeyse elinden düsürür cesine kapatti ve göz yaslari içinde güllere sari
3月15日

----->>>

bir agacın kökleri ne kadar kuwwetliyse we ne kadar topraga sarıldıysa agaçta o kadar güçlü we sebatli olur!  fırtınalar kopsa bile agaç sarsılmaz!sonbaharlarda yapraklar yere düsse bile ilkbaharın baslamasıyla  agaç yesillenir yine!yaprakların yere düsmesi bir eksilme olarak görülür bazen;ama aslında bir yenileme,bir degisim olarak görülmeli!hayattta öyle deilmidir?neler yasanır neler görülür nelerle karsılasılır kimler gelir gelenlerden kimler kalır?bazen en çok deger werdiin kisiler gider!karlar kıslar sadce bir iki agacı etkilemez onun dısında hersei etkiler!durmadan bir degisim içinde yasanır!insan bazı seyleri elde etmek için bazı seyleri terk etmek zorunda kalır!ne sewgiler büyütür insan içinde!kimi zaman sewgisine karsılık bulur,kimi zaman yalnıslıkla bogusur .hayat kim için kolay ki?herkese farklı sekillerde sunuor zorluklarını...

SÜPER ÖTESİ ÇOK MÜTHİŞ BŞY ....

    BU KADAR SEWEBiLiRMiSiNiZ???                                    Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez....
Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler.
Gençtiler, çok genç...
Birbirileriyle konuşacak Cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında aldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca,


"bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur"

diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler...
"senin için ölürüm"
derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam

"hayır, ben senin için ölürüm"
diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın,

"bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....
kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu,

"mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul
Etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev
Gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan.

"ne dersin, bu evi alalım mı?"
dedi adama.
"bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..."
"sen istersin de ben hiç Hayır diyebilir miyim?"
diye yanıt verdi adam.


"Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçiyi... Kaç para olursa olsun! ,burası bizimdir artık...."

sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar
Mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu Neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı
Ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı:
"canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama,
"senin için Ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat"

diye dil Döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının
Birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken,

"artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım"

diye sözünü kesti arkadaşı.

"o, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...."

"sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları"

diye bağırdı kadın.


Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla Suçladı....
Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı...

Kocasının eskiden aynı Hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...
Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı Gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu
Alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken,

"son bir kez kucaklamak isterim seni"
diyecek oldu ama kadın,

"defol"
dedi nefretle...


İlk celsede boşandılar...
Modern bir aşk hikayesinin Böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin Alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı.


Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü.

"sen, buraya ne yüzle geliyorsun"
diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.


"lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor."
dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı:


"hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir Saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre Sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs! Durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi...

gözlerinden akan yaşları Durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu

Kutuda. İlk kağıtta,
"lütfen bütün notları Sırayla oku bir tanem"
 diyordu...

Sırayla okudu;

"seni çok sevdim"ğru söylediğini bilirdim."
"fakat benim için ölmeni istemedim"
"şimdi bana söz vermeni istiyorum."
"benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?"

son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:


"sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."
3月14日

ANLAYANA...

Daha henüz 18 yaşındaydı, ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmış, dert içinde eve kapanmıştı. Sokaga çıkmıyordu. Annesi... Bir de kendisi... O kadardı bütün hayatı...Bir gün fena halde bunaldı, dayanamadı, attı kendini sokağa. Bir yığın vitrinin önünden geçti.

Tam bir CD satan dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgahtar.. Hani ilk bakışta ask derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte...İçeri girdi. Kız gülümseyerek koştu ona... "Size nasıl yardım edebilirim" diye...Nasıl bir gülümsemeydi o... Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı... Kekeledi, geveledi, sonra "Evet" diyebildi.. Rastgele bir plağı işaret ederek...
"Evet.. Su CD'yi bana sarar mısınız?" Kız CD'yi aldı, içeri gitti. Az sonra paket edilmiş geri geldi. Aldı paketi, çıktı dükkandan, evine döndü, açmadan dolabına attı. Ertesi sabah gene gitti aynı dükkana. Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba, gene açmadan..Günler hep alınıp sardırılan CD'lerle geçti. Kıza aıilmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda... Annesi "Git konuş oğlum, ne var bunda" dedi. Ertesi sabah bütün cesaretini topladı. Erkenden dükkana gitti. Bir CD seçti. Kız gülerek aldi plağı. Arkaya gitti, paketlemeye.Kız içerdeyken bir kağıda
"Sizinle bir gece çıkabilir miyiz" diye yazdı,altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanına koydu gizlice.. Sonra paketini alıp kaçtı gene dükkandan... Iki gün sonra evin telefonu çaldı. Anne açtı telefonu. CD dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan...

Delikanlıyı istedi. Notunu yeni bulmuştu da. Anne ağlıyordu. "Duymadınız mı" dedi. "Dün kaybettik oğlumu." Cenazeden birkaç gün sonra, anne oğlunun odasına girebildi sonunda..Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı. Oraya atılmış bir yığın açilmamış paket gördü. Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı.Içinde bir CD vardı, bir de minik not.. "Merhaba. Sizi öyle tatlı buldum ki.. Daha yakından tanımak istiyorum. Bir aksam birlikte çıkalım mı. Sevgiler. Jacelyn!." Anne bir paketi daha açtı. Onda da bir CD ve bir not vardı. "Siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artık. Sevgiler. Jacelyn!" Unutmayın. Düşündüğünüz seyi mutlak söyleyin. Birini seviyorsanız, söyleyin ona. Içinizdekini söylemekten korkmayın. Birisi hakkında ne hissediyorsanız söyleyin ona. Ve hemen söyleyin. Hemen! Çünkü, doğru zamanı bekler ve
"İşte şimdi tam zamani" derseniz, bir bakarsınız çok geç olmuş. Gününüze sahip olun ki, pişmanlıklar yaşamayasınız. Yaşamı yaşanmaya değer yapan şey sevgidir...

3月13日

WARMI BÖLE BŞY YA TAM SÜPER YANİ;)

       ÖLMEYEN   SEWGI                                                        Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koSarak geldi... Gözleri Söyle bir sahilde gezindi, aradıGını göremeyince ilk gördügü banka oturup sevdigini beklemeye basladı. Ellerinde her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdigi çiçekler bunlardı. Kırmızı , kıpkırmızı, kan kırmızısı güller...
Sanki dalından yeni koparılmıs gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, ask kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller...
Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki aglıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konusuyormus gibi, "Neden aglıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi.
Az sonra sevdigini görecegi için kalbi yine deli gibi atmaya baslamıstı. Ne zaman onu düsünse, onunla bulusacagını hayal etse kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmıs gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine ragmen ikiside sevgisinden hiç bir sey kaybetmemisti..
Onları hiç bir sey ayıramazdı...
Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm...
Genç adam telasla saatine baktı. Sevdigi yine geç kalmıstı, 1 dakika geç kalmıstı. Üstelik o, sevdigini bekletmemek için dakikalarca önce kosarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdigi her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmus diye düsündü...
Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdigi kıza karsı olan askı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluga uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında söyleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdigine açmıs, sonrada gidip iki yüzük almıstı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alısmıstı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düsündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaslı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her sey bu kadar güzelken neden aglıyorlardı ki?
ıste az sonra sevdigi gelecek, ona sarılacak, kucaklasacaklardı...
Sonra söz yüzüklerini takıp, evlilige ilk adımlarını atacaklardı.
Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdigine kavusmak için can atıyordu...
Martılara baktı, birbirleriyle oynasıp, uçusan martılara... Ne kadar güzel dans ediyorlardı havada.
Tekrar saatine baktı genç adam. Endiselenmeye baslamıstı. Sevgilisi yine geç kalmıstı, hem de çok... Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. ıste her gün burada bulusmak için sözlesmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattıgı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemisti yine??...
Aklına kötü düsünceler gelmeye basladı. Hayır.. hayır.. olamazdı.
Sevdigine bir sey olamazdı.
Onsuz hayat yasanmazdı ki...
O ölse bile devamlı benimle yasar diye düsündü genç adam. Bunun düsüncesi bile hos degildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaslarını kimsenin görmesini istemiyordu.
Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya basladı bakıslardan.
Artık bıkmıstı... Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düsünmeye basladı. Gözlerini kapattı.
7 sene oldu dedi. 7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdigini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yas güllerin üzerine damladı...
Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı...
Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermis olurdu...
Genç adam ayaga kalktı. Sevdigiyle bulusmak üzere, yesil tepenin ardındaki kabristana dogru yürümeye basladı...
3月12日

ATEŞ SUYU SU ATEŞİ GÖRÜNCE NEDEN HEYCANLANIYO BİLİOMUSUNUZ????

ATEŞ BİR GÜN SUYU GÖRMÜŞ YÜCE DAĞLARIN ARDINDA.SEWDALANMIŞ ONUN DALGALARINA...HIRÇIN HIRÇIN KAYALARA WURUŞUNA...YÜREĞİNDEKİ DURULUĞA...DEMİŞ Kİ SUYA:GEL SEWDALIM OL,HAYATIMA ANLAM WEREN MUCİZEM OL...SU DAYANAMAMIŞATEŞİN GÖZLERİNDEKİ SICAKLIĞA.'AL' DEMİŞ 'YÜREĞİM SANA ARMAĞAN ...SARILMIŞ ATAŞLE SU BİRBİRİNE SIKICA KOPMAMACASINA...ZAMANLA SU BUHAR,ATEŞ KÜL OLMAYA BAŞLAMIŞ.YA KENDİSİ YOK OLACAKMIŞ YA AŞKI...BAŞTAN ALINLARINA YAZILMIŞ OLAN  KADERİDE YÜREĞİNDEKİ KADERİDE ALIP GİTMİŞ UZAK DİYARLARA SU...ATEŞ KIZMIŞ ,YAKMIŞ ORMANLARI ...ARAMIŞ SUYU DİYARLAR BOYU ,GÜNLER BOYU ,GECELER BOYU...BİR GÜN GELMİŞ SUYA WARMIŞ YOLU.BAKMIŞ O DURU GÖZLERİNE  SUYUN ,BİRAZ HIRÇIN ...WE O AN ANLAMIŞ ;AŞKIN BAZEN GİTMEK OLDUĞUNU ...AMA  GİTMENİN YİTİRMEK OLMADIĞINI .ATEŞ DURMUŞ...SUSMUŞŞ...SÖNMÜŞ AŞKIYLA...İŞTE OZAMANDAN BERİDİR Kİ :ATEŞ SUDAN ,SU ATEŞTEN KAÇAR OLMUŞ .ATEŞİN YÜREĞİNİ SADECE  SU ,SUYUN YÜREĞİNİ SADECE ATEŞ ALIR OLMUŞ......

ÇOK TATLI BİŞY YORUMU SİZ YAPIN

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...

“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.

“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”

Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.

Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”

Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi...

O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...

40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.

İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...

İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”

Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..

Gözleri nemlendi kadının...
Çok tatlı!.. dedi...